Showing posts with label film comment. Show all posts
Showing posts with label film comment. Show all posts

Sunday, May 29, 2011

in the mood for love

he remembers those vanished years.
as though looking through a dusty window pane,
the past is something he could see, but not touch.
and everything he sees is blurred and indistinct.


Thursday, May 5, 2011

la fille sur le pont

I'm going to tell you a story.
long ago, I lived on the even side of a street, at number 22.
I gazed at the houses across the street,
thinking the people were happier...
their rooms were sunnier...
their parties more fun.
but in fact their rooms were darker and smaller.
and they, too, gazed across the street.
because...
we always think that luck is what we don't have.


Wednesday, January 19, 2011

time never dies..

..the circle is not round.

yaz okulunda bir sinema dersi almıştım. ödev için kütüphanenin multimedya bölümünde bir film izlemem gerekiyordu. arşivde filmi ararken before the rain'i gördüm. bu filmi o kadar çok merak ediyordum ki. 90'lar filmleri sinemada izlemeniz gereken yıllardı. yoksa o gün kütüphanede olduğu gibi ancak bir tesadüf size izlemek istediğiniz filmi getirebilirdi. ama müzik cd'lerinin korsanları çıkmaya başlamıştı. kampüsün kapısında korsan cd satan bir tezgahtan almıştım filmin soundtrack'ini. film hakkında hiçbir şey bilmiyordum ama o kadar çok dinlemiştim ve o kadar beğenmiştim ki müziklerini, işte bu yüzden de filmi çok merak etmiştim.

before the rain hayatımda seyrettiğim en etkileyici filmlerden biriydi. o günü bu yüzden hiç unutmam. istanbul'da gördüğüm en sıcak yazdı. nemden ve sıcaktan ağırlaşmış havanın içinde hareket etmek hatta nefes almak bile çok zordu. herşey bir rüyada gibiydi aslında. üzerimde askılı beyaz bir tişört, batik uzun bir etek ve ayağımda da krem rengi rugan babetlerim vardı. o güzel eteğim hala durur. ayakkabılar ne yazık ki kalbimde yaşıyor. filmin çok enteresan bir kurgusu var. film 3 parça halinde sunuluyor. önce üçüncü parçayı izliyoruz ve sonra bir. sanki iki ayrı hikaye izlemiş gibi oluyoruz. olaylar ve insanlar birbirinden bağımsızmış gibi. fakat ikinci parça başladıktan kısa bir süre sonra insan nasıl bir kapana kısıldığını anlamaya başlıyor. orada filmin son yarım saatini herşeyi biliyor olmanın çaresizliği içinde izlemiştim. sonun aslında başlangıç olduğunu, başlayan herşeyin de sonu bulduğunu ve bunun bitmek bilmeyen bir döngü olduğunu düşünerek. kader denen şey de buydu herhalde. bu çaresizliğe kader diyerek bir teselli bulmuştuk..

geçen gün kütüphaneden başrolünde katrin cartlidge'in oynadığı bir film aldım ve gece seyrettim. before the rain aslında ordan aklıma geldi. 2002'de 42 yaşında hayata gözlerini yuman oyuncuyu ilk defa before the rain'de izlemiştim. career girls de aslında ilginç bir film. 80'lerde aynı öğrenci evini paylaşan iki kız yıllar sonra 90'larda biraraya gelip birinin evinde birkaç gün geçiriyorlar ve geçmişi anıyorlar. öğrenci evinde elden ele dolaşan bir kitap var; wuthering heights, emily bronte. kitapla yapılan bir de ritüel var; arada biri kitabı eline alıyor ve ötekinin sorusunun cevabı için kitaptan gelişigüzel bir sayfa ve satır seçip okuyor. yıllar sonra buluşmalarının ardından yolcu ederken kızlardan biri diğerine bu kitabı hediye ediyor ve bir soru sormasını istiyor. o da kitaba şunu soruyor: miss bronte, miss bronte, am i going to be happy soon?

en son istanbul'a gittiğimde, evde kaldığım birkaç gün boyunca bu cd'yi dinlemiştim. o sırada nerden aklıma geldiğini bilmiyorum. zaten hiç dinlemesem de arada kafamda çalar. aslında hayatımın soundtrack parçaları bunlar..

Wednesday, December 8, 2010

i'm not there

6 farklı karakter. 6 farklı hikaye. hepsi de bob dylan.
2007 yapımı bir todd haynes filmi i'm not there. oyuncular, özellikle de cate blanchett çok iyi. güzel film. müzikler süper.


dünyanın her tarafında wikileaks konuşuluyor. ortaya çıkan bilgilerin tartışması bir tarafta ve diğer tarafta da bütün bu olanların ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyoruz. çeşitli teoriler var ama gerçekten neler olduğunu kimse bilmiyor.

dün akşam filmde ballad of a thin man'i dinlerken sanki bize sesleniyormuş gibi geldi. because something is happening here, and you don't know what it is, do you, mr jones?!

you walk into the room
with your pencil in your hand
you see somebody naked
and you say, "who is that man?"
you try so hard
but you don't understand
just what you'll say
when you get home

because something is happening here
but you don't know what it is
do you, mister jones?

you raise up your head
and you ask, "is this where it is?"
and somebody points to you and says
"it's his"
and you say, "what's mine?"
and somebody else says, "where what is?"
and you say, "oh my god
am i here all alone?"

because something is happening here
but you don't know what it is
do you, mister jones?

you hand in your ticket
and you go watch the geek
who immediately walks up to you
when he hears you speak
and says, "how does it feel
to be such a freak?"
and you say, "impossible"
as he hands you a bone

because something is happening here
but you don't know what it is
do you, mister jones?

you have many contacts
among the lumberjacks
to get you facts
when someone attacks your imagination
but nobody has any respect
anyway they already expect you
to just give a check
to tax-deductible charity organizations

you've been with the professors
and they've all liked your looks
with great lawyers you have
discussed lepers and crooks
you've been through all of
f. scott fitzgerald's books
you're very well read
it's well known

because something is happening here
but you don't know what it is
do you, mister jones?

well, the sword swallower, he comes up to you
and then he kneels
he crosses himself
and then he clicks his high heels
and without further notice
he asks you how it feels
and he says, "here is your throat back
thanks for the loan"

because something is happening here
but you don't know what it is
do you, mister jones?

now you see this one-eyed midget
shouting the word "now"
and you say, "for what reason?"
and he says, "how?"
and you say, "what does this mean?"
and he screams back, "you're a cow
give me some milk
or else go home"

because something is happening here
but you don't know what it is
do you, mister jones?

well, you walk into the room
like a camel and then you frown
you put your eyes in your pocket
and your nose on the ground
there ought to be a law
against you comin' around
you should be made
to wear earphones

because something is happening here
but you don't know what it is
do you, mister jones?

Saturday, December 4, 2010

you will meet a tall dark stranger

emprovize bir başka insan: woody allen. bazıları sevmez. ben oldum olası severim bu adamı. geçenlerde bu filmini izledim sinemada. tipik bir woody allen filmi. hikaye bir sürü insanın ortasında pat diye başlıyor. bir süre izleyici olarak katılıyoruz olaya. sonra da pat diye bitiyor. hikaye-ler değil tabii. film bitiyor. başı yok, sonu yok. orta yerde eğlenceli bir karmaşa. tabii eğlence izleyene. romantik komedi değil de dram komedi diyebiliriz bu filme. aşk, ilişkiler, evlilik, sadakat ve çitin diğer tarafındaki yemyeşil çimler üzerine bir film.


boccherini dinleyerek ders çalışıyordum da. film geldi aklıma. yazmadan edemedim. beni en üst kura bana sormadan geçiren hocalarım sınava ne zaman gireceksin diye peşime düştüler. aralık'ta girmemek için ocak dedim. yumurta, pardon ocak kapıya dayandı.

yapılması gereken şeyi yapmamak için yapılan şeyler üzerine komik ötesi bir video ile hoşçakalınız..

Saturday, October 2, 2010

eat pray love


cici arkadasim didem'e..

aslinda mutsuz bir evliligi devam ettirdigini ve gecip giden zamana karsi hayallerini yataginin altindaki bir valizde sakladigini farkeden bir kadin ilk is bosanip yolculuga cikiyor. kadinin bosanmak istegini kocasina anlatis sekli super: I don't want to be married! julia roberts'tan baskasi bu rolu bu kadar guzel oynayabilir miydi bilmiyorum. kahramanimiz ciktigi yolculukta cok guzel seyler yasiyor, cok guzel insanlarla karsilasiyor, kendini ve kocasini anliyor ve finalde de yeniden aski buluyor. son zamanlarda filmlerde romantik asik rolunu tek bir isim oynuyor: javier bardem! ve bir adam bu kadar mi yakisir asik adam rolune!!!

super eglenceli bir film olmus. klise bir ifade filmi cok guzel anlatiyor; guldururken dusunduren bir film. icinde o kadar guzel seyler de soyluyor ki. cok cok tavsiye ederim bu filmi sinemada izlemenizi.

birkac hafta once hintli sinif arkadasim toplantilarina davet etti beni. daha once din konusunu konusmustuk ve krishna lord'a inandiklarini soylemisti. hangisiydi o diyince sirt cantasindan kucuk bez bir canta cikartti ve uzerinde islenmis krishna'yi gosterdi. bir insanin tanrisini cantasinda tasiyabiliyor olmasi ne buyuk rahatlik ne pratik birsey diye ic gecirmedim diyemem. bir hint restoraninda pazar ogleden sonralari toplanip konustuklarini, dua ettiklerini ve de yemek yedklerini anlatti. iste o gun dersten sonra toplanti vardi. yabanci biri oldugunda ders ingilizce oluyor dedi ve o gun dersten sonra yemek ucretsizdi. ne konustuklarini merak ettim, bir de dersten sonra beles hint yemegi yerim diye dusunerek toplantilarina katildim. sandigim gibi restoranin bir kosesinde masa cevresinde toplanmiyorlardi. restoranin arka tarafinda temple dedikleri tapinaklari vardi. aynen bizim camiye girdigimiz gibi ayakkabilarini cikartip iceri giriyor ve sonra yerlerde oturup dua ediyorlardi. her yer krishna'nin resimleri ile doluydu. krishna figurunu hepimiz biliyoruz aslinda. hani mavi bir erkek cocugu, genelde tek ayagi uzerinde degisik figurlerle durur, iki eliyle yan flut calar. duvarlarda krishna'nin resimleri disinda tam karsimizda kocaman bir heykeli de vardi. heykelin kendisi ve civari hint usulu ve cilginca susluydu. ben hafif sasirmis bunlari incelerken duayi yonetecek bir adam taht gibi bir yere gecip oturdu ve sonra hep birlikte hara krishna krishna hara diye bir sarki soylemeye basladilar. o sirada kafamin icinde bir jeton singir mingir cilong seklinde bir yerlerden yuvarlanip yerine oturdu. o gun seker bayraminin ilk gunuydu. bense bir hint tapinaginda krishna tanriya dualarin arasindaydim. hafif tedirgin olmadim diyemem ama icimde kucuk bir hesaplasma ile olayi ortbas ettim. cevremdeki insanlar hintce bir duayi hep beraber mirildanmaya basladilar. bu arada aynen bizim gibi iki elleri yukari bakar sekilde dua ediyor, aynen bizim gibi alinlarini yere koyup secde ediyorlardi. bu kisimlar da bittikten sonra nihayet konusma fasli basladi. amerikali bir hindu rahip onundeki bir kitaptan once hintce okuyup sonra ingilizce olarak okudugu seyler uzerine konustu. o gunku konusmanin konusu da 'konusmak'ti. ne kadar cok konustugumuzu, ne kadar az sustugumuzu ve bunun bizim ve herkesin dengesini nasil bozdugunu anlatti. cok guzel bir dersti. dersten sonra yemekleri yapan hintli asciyla ve ermeni kukla yapimcisi bir kadinla tanistim. boylece yemek sohbeti de ayrica keyifli gecti.

yazdiklarimi okuyup super seker yorumlar yapan bir arkadasim ilk zamanlarda bana soyle birsey soylemisti; aradigini bulmus bir insan goruyorum yazilarinda ve benim yazilarimda neyin eksik oldugunu anliyorum. ben de gecenlerde ona dedim ki, aradigimi buldugum dogru degil. ama aramak uzere yola cikmis olmak gercekten cok farkli bir ozgurluk ve huzur veriyor insana. aramaktan vazgecmis olmak, sadece bekliyor olmak cok uzucuydu nitekim..

filmde pek cok guzel sey soylendi. bunlardan biri de suydu:

'ruin is the gift. ruin is the road to transformation.'

yazin ortasinda bir gun sehir merkezinden eve yuruyordum. karsi kaldirimda insanlarin arasinda hizli adimlarla yuruyen iki budist rahip gordum. her turlu insan kendi kostumleriyle dolasiyor bu sehirde. ama sehrin kalabaligi, trafigi arasinda bir cift budist rahip bulmayi beklemiyorsunuz. cantamdan makinami cikartip fotograflarini cekmek uzere peslerine dustum. bu adamlari gormus olmak, fotograflarini cekmis olmak beni neden bu kadar neselendirdi, mutlu etti bilmiyorum. belki de yolculuk boyle birsey iste. karsiniza neyin cikacagini bilmiyorsunuz ve bilmediginiz bu seyler sizi sasirtip mutlu edebiliyor..




ve final.......


http://www.imdb.com/video/imdb/vi416744985/

eddie vedder diyor ki;

"i feel part of the universe open up to meet me
my emotion so submerged, broken down to kneel in
once listening, the voices they came
had to somehow greet myself, read myself
heard vibrations within my cells, in my cells
singing "aaah aaaah aaaah aaaaaah"

my love is safe for the universe
see me now, i'm bursting
on one planet, so many turns
different worlds
singing "aaah aaaah aaaah aaaaaah"

fill my heart with discipline
put there for the teaching
in my head see clouds of stairs
help me as i'm reaching
the future's paved with better days

not running from something
i'm running towards the day
wide awake anekatips
a whisper once quiet, now rising to a scream
right in me
i'm falling, free falling, words calling me
up off my knees
i'm soaring and, darling,
you'll be the one that i can need
still be free

our future's paved with better days"

Sunday, July 25, 2010

inception

film bitip de ekranda christopher nolan'in adi yazinca, hah dedim, simdi oldu...yonetmenin kimligiyle son kare de yerine oturmus oldu. bu adam kesin kuzey avrupali diye dusunerek eve geldim ama baktim ingilizmis.

'inception' cok guzel bir film olmus. tavsiye ederim. leonardo gene cok iyi oynamis. ben cok seviyorum bu adami. artik bir oscar versinler, ayip oluyor bence..

film ruyalardan yola cikarak bilinc alti incelemesi yapiyor. bir yerden sonra ruya gercek birbirine giriyor. bazen insan ne kadar detayli, komplike ruyalar gorur, inanilmaz gercekten. yani biz derin uykudayken, bilincsiz bir durumdayken, beynin bunlari yapiyor olusu cok garip. bazen kendi ruyalarimi dusunurum, hic bilmedigim yerler, hatta tanimadigim insanlar, karmakarisik, upuzun ruyalar. nasil bunlarin goruntuleri kafamin icinde olusabiliyor, beyin bunlari nasil kurguluyor, kimlere nasil rolleri dagitip oynatiyor diye dusunurum ama icinden cikmama imkan yok bunlarin. yillar once bir yer vardi, ruyalarimda giderdim. gercek hayatta gitmedigim, bilmedigim bir yer. birkac kereden fazla ayni yeri gorunce her uyanisimda hayretle gene gittim oraya diye dusunurdum. cok uzun zamandir gormuyorum orayi. neresi oldugunu da hala bilmiyorum. hala bilmiyorum derken, belki gercekten vardir oyle bir yer. ya da belki gercekte orda yasiyorumdur ve su anda ruya goruyorumdur. film de bu dusunceden yola cikmis iste..

bunu da bir filmde duymus olabilirim ya da bir yerde okudum. artik bazen okuduklarim, izlediklerim ve dinlediklerim birbirine giriyor. hangisi nerden hatirlayamiyorum. ha bir de ruyalar var tabi...

ruyamda kelebek oldugumu gordum. sonra uyandim ve insan oldugumu gordum. dusunuyorum da, belki de su anda bir kelebegin ruyasini yasiyorum aslinda..