Friday, December 31, 2010

hoşçakal mavi kuş

2010'un son yazısı ne olsun diye düşünüyordum birkaç gündür. ama canım birşey de yazmak istemedi bir türlü. sonra mavi kuş geldi aklıma. 2010'da çok dinlediğim, çok düşündüğüm bu güzel şarkıyla hoşçakalın.

mavi kuş her daim sarhoş
biraz da bize kızmış, onun için hiç yüz vermiyor
oysa güzel şarkıları vardı yıldızlara ve denizlere
ama söylemiyor ki bizlere
susuyor
suç işlemiş eller gibi
perondaki boş trenler gibi
ucu görülmeyen tüneller gibi
gel hiç üzülme
salına salına uç
ben gelemem ama sen git biraz dolaş
saksağanın şakası sandılar
muhabbet kuşları ve papağanlar
belki de arkadaşındırlar
kargalar gibi karaladılar
kırlangıçlar ve serçeler
bize biraz yalan söylediler
çok saftık
zararsız küçük yalanlar gibi
yağmurdan kaçanlar gibi
bütün vapurları kaçıranlar gibi
gel hiç üzülme
salına salına uç
ben gelemem ama sen git biraz dolaş
mavi kuş sanki bir düş
kaşla göz arasında
geceyle gündüz ortasında
sokaklar bile sokaklara kesişir
gölgeler ki güneşe bağlı
biz ikimiz de öyleyiz
ama bilmeyiz
ağıramamış aydınlıklar gibi
kireç tutmuş çaydanlıklar gibi
hiç sevişmemiş insancıklar gibi
gel hiç üzülme
salına salına uç
ben gelemem ama sen git biraz dolaş
mavi kuş her daim sarhoş
biraz da bize kızmış


Wednesday, December 29, 2010

semizotu salatası


sebzesel çalışmalarım devam ediyor. geçenlerde bir paket semizotu aldım. galiba 400 gr vardı içinde. yarısını bir akşam ve kalan yarısını da ertesi akşam 2 farklı çeşit salata yaptım.

aslında ikisi de çok basit. bildiğimiz şeyler. fakat bazen bazı şeyleri aklıma/aklımıza gelsin diye buraya koyuyorum.

her iki seferde de yapraklari iyice yıkayıp sonra sirkeli suda beklettim.

yoğurtlusu için bir kapta yoğurdu biraz sulandırıyoruz. sonra içine ezilmiş 1-2 diş sarımsak ve tuz koyup karıştırıyoruz. semizotu yapralarını saplarından ayırıp yoğurdun içine ekliyoruz. bir güzel karıştırıyoruz. üzerine de biraz kırmızı toz biber serpiştirdim.

diğeri de normal salata aslında. domates ve salatalığı küçük küçük ve kare kare doğrayıp semizotu yapraklarını da katıp bol zeytinyağı ve limon ekledim. buna ceviz ve hatta kuru üzüm de koyulabilir. evde yoktu ben koyamadım.

semizotunun faydalarına gelince.........

demir ve c vitamini açısından çok zengin olan semizotu tüm sebzeler içerisinde en yüksek seviyede omega 3 taşıyor. omega 3 kalp sağlığı için çok faydalı, kolesterolü düzenliyor, kanı inceltiyor, pıhtılaşmayı önlüyor. gerçek bir antioksidan olan semizotu, kanı üre ve benzeri maddelerden temizliyor. böbrek ve mesane rahatsızlıklarında idrar sökücü olarak kullanılan semizotu böbreklerdeki kum ve taşın dökülmesine yardım ediyor. mide yanmasına iyi geliyor. ayrıca bağırsakları yumuşatıyor.

Tuesday, December 28, 2010

zeytinyağlı brüksel lahana


marketin manav reyonunda yapacağım sebze yemeğine ilham arıyordum. derken brüksel lahanasıyla karşılaştım. ne yapacağımı tam da bilmeden aldım geldim eve. biraz bakındım internette ve sonunda bildiginiz zeytinyağlı yemeğini yapmaya karar verdim.

1 soğan
1 havuç
1 patates
1/2 kg brüksel lahanası
1 avuç pirinç
zeytinyağ, tuz, şeker

önce soğanı bol zeytinyağında hafif kavuruyoruz. sonra havuç ve patatesi ekliyoruz. brüksel lahanalarını da ekleyip üzerine biraz su ve pirinçleri de yıkayıp koyuyoruz. sonra tuz ve 2 tatlı kaşığı toz şekeri de ekleyip pişmeye bırakıyoruz. brokoliler pişene kadar arada su eklemek gerekebiliyor. benim pirinçler hafiften lapa olmuştu ama gene de çok lezzetliydi.

bu arada brüksel lahanasının faydalarına baktım. turpgillerden olan bu sebze ailenin diğer üyeleri gibi akciğer, mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucuymuş. a, c ve e vitamini gibi antioksidan maddeleri bol miktarda içerdiği için de kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt olma riskini de azaltıyormuş. yüksek oranda potasyum minerali içerdiği için yüksek tansiyonu düşürüyor, tansiyon dengeleyici görev görüyormuş. son olarak, turpgiller ailesinin tüm üyeleri gibi vücuttaki iyot emilimini azalttığı için guatr hastalarının dikkatli yemesi gerekiyor-muş.

Monday, December 27, 2010

soul kitchen


mutfakta geçirilen saatler ve saatler sonunda bu manzara elde edildi. kendimle çok gurur duydum. haftasonu ilk misafirlerimizi ağırladık. öyle olunca da misafir ağırlama sanatını icra etmek için eksiklerimiz ortaya çıktı. tepsi gibi, en önemlisi benim sürekli dalga geçtiğim zigon sehpalar gibi.

yıllar önce bir akşam evde misafirlerimiz vardı. evin çeşitli köşelerine dağılmış zigonları panik bir şekilde toparlayan annem hızla bir odadan çıkarken aynı odaya hızla girmekte olan sinan kardeşle çarpışmıştı. zigon ikisinin arasında parçalara ayrılmıştı. o gün bugündür güvenmem ben bu zigon denen şeye. zigon yerine bu amaca hizmet etmek üzere bir çare düşünücez artık.

soul kitchen dedim ama mutfakta bana kütüphaneden aldığım caz cd'ler eşlik etti. özellikle bir tanesi çok iyi geldi; kurt elling - nightmoves

albüm içinden bir not: ...the music in every sunrise makes a space inside the skies for setting free.



Thursday, December 23, 2010

risotto


1 su bardağı pirinç
1 soğan
tavuk suyu ya da 1 adet tavuk bulyon
1/2 su bardağı kırmızı ya da beyaz şarap
zeytinyağ, tuz, karabiber

arborio pirinç normal pirinçten biraz daha tombul bir pirinç. bu yemeği, eğer bulabiliyorsanız, bununla yapmak gerekiyor ama istanbul'da pek çok kere normal pirinçle de yapmıştım.

soğanı küçük küçük doğrayıp zeytinyağında çok hafif kavuruyoruz. sonra hiç yıkamadığımız pirinci de ekliyoruz. sonra kepçe kepçe tavuk suyu eklemeye başlıyoruz. bir yandan da karıştırıyoruz. böylece pirinç nişastasını iyice salıyor. bu arada tuz, karabiber ve şarabı da koyuyoruz. tariflerde beyaz şarap yazıyor genelde ama ben kırmızı şarapla da yapıyorum. hafif pirinçleri de boyuyor. beyaz şaraptan daha farklı oluyor. pirinçler suyunu çektikçe tavuk suyu ekliyoruz. ta ki hepsi iyice şişip pişene kadar. bu yemeği fırında kanat yapacağım bir gün yaptım. kanatları önce tencerede haşladım. sonra tepsiye alıp fırına verdim. bu sırada da risotto yapmaya başladım. böylece tavuk suyu elde etmiş oldum. eğer tavuk suyunuz yoksa bütün bu işlemleri normal suyla yapıp ilk su koymanızın ardından bulyonu da koyuyorsunuz.

gerçekten enfes bir pilav oluyor..

Wednesday, December 22, 2010

peynirli poğaça


bir kere yapınca aman ne kolaymış deyip hep yapılan unlu mamüllerden biridir bu poğaça. kendisi aynen pizza hamurundan yapılır. şöyle oluyor yani:

1 yumurta
3 dolu çorba kaşığı yoğurt
1 çay bardağı zeytinyağı
1 çay kaşığı karbonat
un
bunların hepsini karıştırıp kulak memesi kıvamında bir hamur elde ediyoruz. poğaçanın içine çatalla ezilmiş beyaz penir ve maydanoz hazırlıyoruz. ikinci bir yumurtanın sarısını bir kenara ayırıp beyazını peynire koyuyoruz. evde maydanoz olmadığı zaman biraz nane koyuyorum, o da güzel oluyor. sonra hamurdan avucumuzun içi kadar toplar alıp elimizde biraz yuvarlayıp düz bir zeminde-düz servis tabağı üzerinde yapıyorum ben-elimizle bastırarak yassı bir yuvarlak elde ediyoruz. ortasına peynir koyup ortadan ikiye katlayıp uçlarını bastırarak yapıştırıyoruz. tepsiye diziyoruz. tümü bittiğinde ayırdığımız yumurta sarısını hepsinin üzerine sürüyoruz. 180 derece fırında pişiriyoruz. henüz denemedim ama kıymalısı da çok güzel olur herhalde..

Monday, December 20, 2010

un kurabiyesi


un kurabiyesi sevmeyen birini ne duydum ne de gördüm. ancak evde kendi ellerimle yapınca gördüm ki kendi mutfağımızdan ya da annemizin mutfağından çıkmamış un kurabiyesini yemek baya cesaret isteyen bir işmiş. çünkü bu güzelim lezzet sırf yağ, şeker ve undan oluşuyor. çok klişe bir laf olacak ama dışarda kim bilir nasıl malzemelerle yapıyorlar.
son 10 gündür 2 tepsi un kurabiyesi yaptım. ilkini biz yedik. ikincisini de geçen hafta okuldaki lucia kutlamasına götürdüm. ortaokuldayken söylediğimiz santa lucia, san-taaaaa lu-ci-aaa diye bir şarkı vardı. meğer bu bir italyan azizeymiş ve isveçliler de 13 aralık'ta kendisini anıyormuş.

250 gr tereyağ (ya da margarin) - oda sıcaklığında
5 çorba kaşığı pudra şekeri
1 paket vanilya
un

hepsini karıştırıp yumuşak bir hamur elde ediyoruz. unu yavaş yavaş eklemenizi tavsiye ederim. birden sertleşebiliyor hamur. o zaman da şekil vermek zor oluyor. böyle bir durumda çok az sıvı yağ ekleyebilirsiniz.
170 derece fırında pişiriyoruz. kurabiyeler pişince de beyaz kaldığı için arada kontrol etmek lazım. ilk tepsinin altını yaktım. böylece ikinciye öğrenmiş oldum. arada altını kontrol ettim. altı nedense üstten daha çabuk pişti. tepsiyi fırının daha üst rafına koydum ve de alt-üst fırını sadece üst yaptım. son olarak kurabiyeler piştikten sonra üzerlerine pudra şekeri döküyoruz.